Üç ilahi dine ev sahipliği yapan Şanlıurfa'da Devrinin âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Mes'ud (Şıh Maksut) hakkında bilinmeyenler

Şeyh Mes'ud (Şıh Maksut) Türbesi Şıh Maksut Mahallesi, Şıh Maksut tepesi üzerinde yer alır. Şeyh Mes’ud Türbesi, Şanlıurfa’daki türbelerin en eski tarihlisidir. Türbe, Şıh Maksud’un medrese olarak kullandığı rivayet edilen zaviyenin içerisinde yer almaktadır. Devrinin alim ve mutasavvuflarından Şeyh Mes'ud'un, Nişabur'dan Urfa'ya geldiği bilinmektedir. Türbesi ve tekkesi Şanlıurfa'nın güneyinde, Urfa Kalesinin de güney tarafına düşen tepenin üzerinde yer alır. Mezarı ise bu türbenin içindedir. H

Üç ilahi dine ev sahipliği yapan Şanlıurfa'da Devrinin âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Mes'ud (Şıh Maksut) hakkında bilinmeyenler
Üç ilahi dine ev sahipliği yapan Şanlıurfa'da Devrinin âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Mes'ud (Şıh Maksut) hakkında bilinmeyenler
+2
Haber albümü için resme tıklayın

Tarihte birçok dine ve medeniyete ev sahipliği yapmasından dolayı bir çok kültürü, geleneği bağrında bulunduran Urfa, aynı zamanda üç semavi dine ev sahipliği yapmış, bir çok peygamber, sahabe ve devrinin alim ve mutasavvıfları gibi önemli şahsiyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu önemli şahsiyetlerden biride Şeyh Mes'ud (Şıh Maksut)'dur. Şanlıurfa halkı tarafından Şıh Maksut olarak bilinen Şeyh Mes’ud'un Türbesi, Eyyubiye'nin Şıh Maksut Mahallesinde yer alır. 

Türbe, Şanlıurfa’da bulunan en eski türbelerden olması nedeniyle dikkat çekmektedir. Urfa Kalesinin güney tarafına düşen tepenin üzerinde bulunan türbenin çevresinde eskinden yerleşim yeri olduğu bilinen mağaralar ve küçük odacıklar yer alır. Türbenin kuzey doğusunda ise mezarlıklar bulunur. Özelikle cuma günü ve hafta sonları türbe ziyaretçi akınına uğramaktadır. Türbenin bulunduğu alanının mesire alanı olmasından dolayı buraya gelen ziyaretçiler genellikle önce dualarını eder ardından mesire alanında piknik yaparlar. Alanın manzarası ise muhteşemdir.


Türbe, Selçuk Mimari tarzında yapılmış kubbesi yarı açık bırakılmış şekildedir. Şeyh Mes'udun mezarı türbenin doğu tarafında bulunan eyvanın bodrumundadır. Normal olarak eyvanın için de tahtadan bir sanduka vardır ve üzeri yeşil bir kumaşla örtülüdür. Bu sandukanın içi boş olup evyanın altındaki bodrumda mezar bulunmaktadır. Burada beş mezar'ın bulunduğu söylense de, kabir odasında iki mezar bulunduğu bilinmektedir. İki mezardan biri Şeyh Mes'ud'un, biri kız kardeşinindir.  Diğer üç mezarın ise müritlerinin mezarları olduğu söylenmektedir. Şeyh Mes'ud tekkesinin içinde mescid, çilehâneler ve misafirler için ayrılan odalar bulunmaktadır.

Türbenin girişinde yazılanlara göre, Hoca Ahmet Yesevi'nin öğrencilerinden olduğu belirtilen Şeyh Mes'ud'un, Anadolu'nun Türk ve İslamı seçmesinde görev alan bir Alp Eren olduğuna inanılıyor. Türk Devletleri'nden Zengiler'in 1144- 1182 ve Eyyubilerin 1182- 1193 yıllarında Urfa'ya hakim oldukları dönemde Batı Türkistan yakınlarındaki Nişabur şehrinden öğrencileri ile kente gelen Şeyh Mes'ud'un bugün ziyaretçi akınına uğrayan türbeyi kurduğu belirtiliyor. Ayrıca Şıh Maksut dağında bir çok kaya kilise kalıntıları ve Dığdığan (Bir çeşit İgde) ağaçları bulunur.


Şeyh Mes’ud (Şıh Maksut)

Şeyh Mesud devrinin âlim ve mutasavvıflarındandır. Anadolu’nun İslamlaşmasını ve halkın mezheplerle tanışmasını sağlayan önemli bir İslam alimi olarak bilinir. Hoca Ahmet Yesevi’nin halifelerinden biri olan Şeyh Mes’ud'un, Nişabur’dan Anadolu’ya gelerek halka İslamiyeti öğretmekle görevlendirilmiş olduğu belirtilmektedir. Uzun yıllar Urfa’da Müslümanlığa hizmet etmiş ve saygı görmüş bir evliyadır.

Şanlıurfa’nın tarihî ve kültürel değerlerinden biri olan Şeyh Mes’ud Türbesi, mimari yapısı ve içerdiği tarihi detaylarla ziyaretçilerini etkilemektedir. Şeyh Mes’ud’un hizmetleri ve türbenin tarihi, bölgenin İslamlaşma sürecindeki önemini vurgulamaktadır. Türbe, Şanlıurfa’nın kültürel ve dini mirasına büyük katkı sağlamaktadır.

Türbe, 2010 yılında Vakıflar Bölge Müdürlü tarafından restöre edildi. Bir yıl süren restorasyon çalışmasından sonra türbe çevre düzenlemesi yapıldıktan sonra hizmete açıldı.


HAKKINDA

ŞEYH MES'UD ZAVİYESİ ve VAKIFLARI

Şeyh Mesud Zâviyesi, Zengî (1144-1182) Atabeyliği 19 ve ardından Eyyûbîlerin (1182-1193) Ruha hâkimiyeti devrinden günümüze intikal etmiş küçük ölçekli bir vakıftır. Şeyh Mesud’un, XII. yüzyılın ortalarında Horasan bölgesine bağlı Nişabur’dan gelerek Ruha’ya yerleşen bir Horasan Ereni olduğu düşünülmektedir. Ölümü ile beraber zâviye içerisine defnedildiği düşünülen Şeyh Mesud’a ait türbe kitabesi, tekkenin yanında yer alan kayaya kazılmıştır. Müfit Yüksel’in okuduğu kitabesinden hareketle Urfa’da Eyyûbîlere ait en eski İslâmî kitâbenin Şeyh Mesud Zâviyesi’ne ait olduğu düşünülmektedir. Kitabenin günümüz Türkçesinde okunuşu şöyledir: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın rahmetine muhtâc, fakîr, Nişaburlu Said Hengel’in oğlu Mesûd bu sarnıcın yapımından fâriğ olup inşâsını Recep ayının onlu günlerinden Pazar günü sene beş yüz yetmiş dokuzda tamâma erdirdi. Allah’ın rahmet ve inâyeti onun üzerine olsun. Onun ve tüm müminlerin yardımcısı olsun!”

Kitabesinden hareketle, mescit, çilehâne ve misafir odalarından oluşan bir manzume olup Şeyh Mesud tarafından Selahaddin Eyyûbî’nin Urfa’yı ele geçirmesinin(1182) hemen akabinde 1183’te yapıldığı anlaşılmaktadır. Türbeye ait iki farklı tamir kitabesine rastlanmaktadır. İlk tamirat Ömer Bey, diğeri ise dönemin Urfa valisi Ali Paşa’nın emriyle yapılmıştır. Kitabelerin tarihi olmayıp Ali Paşa’ya ait Batı duvarında yer alan kitabenin son mısrası ebced hesabıyla 1684 tarihine; Ömer Bey’e ait kuzey duvarında yer alan kitabenin son mısrası ise aynı hesapla 1717’ye denk gelmektedir. 23 Türbenin son tamiratı 2010 tarihinde Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce yapılmış ve bu çerçevede restore edilerek ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.


Zâviyede Şeyh Mesud’un türbeside bulunmaktadır. Şeriyye sicillerinde, zâviye evkâf-ı kadime olarak geçmekle birlikte vakfiye kaydı mevcut değildir.

1523 yılına ait tahrir kaydına göre vakfın gelirlerini Emir Mencik vakfın gelirlerinden ayrılan bir hisse ve bir takım gayrimenkullerin kiraları oluşturmaktadır. Söz konusu gelir bu tarihte zâviyedâr Hacı Bekir’e verilmektedir. 1564 senesinde ise iki hizmetlisi olan vakfın gelirlerinde artış yaşanmıştır.

Nitekim zâviyedârlık görevini yürüten Veys, 1717’de görevi yürütmeye ehil olmadığı ve türbeyi ziyarete gelenlere zorluk çıkarttığı gerekçe gösterilerek görevden alınmış ve yerine Halil görevlendirilmiştir.27 Halil’in bir süre sonra kendi rızasıyla görevi bırakması sebebiyle Veys tekrar göreve atanmıştır.

1760’lı yıllara gelindiğinde zâviyenin yıkılmış vaziyette olduğu eşkıyaların toplanma yerine döndüğü ifade edilmektedir.29 Dolayısıyla XVIII. yüzyılın ikinci yarısında zâviyenin bir dönem yapılış amacı dışına çıkarak hayır işlevini yitirdiği görülmektedir. Yine 1863 tarihli, Hacı Abdurrahman’ın kefâletiyle Ali’nin sorumlu olduğu Şeyh Mesud Horasanî Türbesi’ne ait öşür gelirlerinin, türbenin imarı için harcanmasına dair bir muhasebe kaydına rastlanmaktadır.


Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre de Şeyh Mesud Horasanî Mahallesi’nin yakınlarında söz konusu geliri karşılayacak zâviye adına kayıtlı bir tarla olduğu da belirtilmiştir.

Şeyh Mesud Zâviyesi’ne farklı dönemlerde yapılan mütevelli, zâviyedâr, şeyh, türbedâr ve kandildâr atamaları arşiv kayıtlarından takip edilebilmektedir. XVII. yüzyılın sonlarından itibaren tespit edebildiğimiz mütevellîlik tevcihine yönelik kayıtlar şu şekildedir: 1692’de yeniden Hacı Mehmed’e32; 1701’de vefat eden Zülfi’nin yerine bir akçe maaş ile Hacı Hüseyin’e33; 1728’de Hacı Mehmed’in görevden alınmasıyla günlük iki akçe maaş ile Hafız Câbir’e 34; 1731’de Hafız Câbir’in görevden alınmasıyla günlük iki akçe maaş ile Veys’e 35; 1758’de Veys’in ölümüyle günlük iki akçe maaşla Şeyh Seyyid Yahya Halife’ye 36; 1886’da Mustafa b. Hacı Mukîm’in ölümüyle yerine kardeşi Osman Efendi’ye37 tevcih edilmiştir.

XVIII. yüzyıldan itibaren ise zaviyeye farklı cihetlerde atamalar yapıldığı anlaşılmaktadır. 1701’de Zülfi’nin ölümüyle günlük bir akçe ile Hacı Hüseyin’e38; 1701’de günlük bir akçe ile yeniden tevdî ile Hacı Hasan’a39; 1717’de Şeyh Üveys’in hizmete ehil olmadığı gerekçesiyle Halil’e türbedârlık tavcîh edilmiştir.40 1718’de Halil’in kendi rızasıyla görevden el çekmesiyle Şeyh Üveys şeyhliğe getirilmiş 41 ; 1727’de Şeyh Üveys’in görevden alınmasıyla günlük bir akçe ile Hâfız Câbir türbedâr ve şeyh olarak atanmış 42; 1789’da Derviş Mehmed’in ölümüyle zâviyedârlığa büyük oğlu Derviş Mustafa 43 ; 1805’de ise türbedâr ve şeyhliğe günlük bir akçe ile Üveys44ve 1808’de günlük iki akçe ile Üveys yeniden atanmıştır.45 XVIII. yüzyıldan itibaren tespit edebildiğimiz kandildâr/kandilci tevcihine yönelik kayıtlarda bu görevin 1706’da Zülfi’nin ölümüyle Hacı Hüseyin’e46; 1810’da Veys’in göreve müdahale etmesi üzerine günlük bir akçe ile Hacı Hasan’a 47 tevcih edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla zâviyede XVIII. yüzyıldaki görevlendirmelerin başta mütevellîlik olmak üzere şeyhlik, zâviyedârlık, türbedarlık atamaları olduğu görülmekle birlikte kandilci tevcihine de rastlanmaktadır. XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren ise şeyhlik görevinin türbedarlıkla birlikte tevcih edildiği görülmektedir.

26 Mar 2024 - 11:56 Şanliurfa- Kültür & Sanat



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ajans Urfa Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ajans Urfa hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ajans Urfa editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ajans Urfa değil haberi geçen ajanstır.


Şanliurfa Markaları

SİZDE BU ALANA REKLAM VERMEK İSTER MİSİNİZ?

+90 (505) 585 67 77
Reklam bilgi