Yukarı Çık
Abdullah R. ELÇİ

Abdullah R. ELÇİ

Gelin barış ve kardeşlik adına işe ağacı ve kuşu sevmekten başlayalım

AĞAÇ DÜŞMANI ŞEHİR MİYİZ?

10 Kasım 2017 Cuma 10:41:41
149 kez okundu.

Şanlıurfa’mız yeşil alan bakımından, ağaç sayısı bakımından belki de Türkiye’nin en fakir illerinden birisidir hatta başta gelenidir.

Bundan yıllar yıllar öncesinde, kurak yarı çöl bir iklime sahipken, son 10-15 yıldır, neredeyse yarı ılıman bir iklime sahip bir il olduk çıktık.

Sebebi mi, hepinizce malum.

Ee… Çağları da dağları da delip, kutsal Fırat’ı bir o kadar kutsal olan Harran ovasına, yani Âdem AS topraklarına akıttık.

İşte bu ılımanlık durum ondan.

Yüzlerce kilometre uzunluğundaki, kanallar ve kanaletler sayesinde, Harran’ı, Bozova’yı, Suruç’u su manyağı yaptık. Ceylanpınar’ı, Viranşehir’i, Mardin’i Kızıltepe’yi de yapmak üzere çalışıyoruz.

Öyle ki binyıllardır suya hasret olan bu toprakları doyurma adına 24 saat boyunca tarlamıza su verdik, çok geçmeden yaptığımız bu sululuktan dolayı, yüzlerce dönüm araziyi çok kısa bir zaman içersinde, çoraklaştırdık elhamdullilah.

Bir zamanlar Evliya Çelebi’nin:

“Harran’dan Halep’e gittim başıma bir katre güneş geçmedi” demesi de ayrıca düşündürücü bir durum çünkü Çelebi’nin hangi yolu kastettiği ve hangi yoldan Halep’e gittiği de ayrıca tartışmalıdır.

Belki de Çelebi bunu mecazi anlamda kullanmıştır.

Peki, o zamandan bu zamana, hiç mi ağacı sevmeyen kimseler çıkmamış?

İster kabul edelim, ister kabul etmeyelim, insanımız hakikaten ağacı sevmiyor!

Ona karşı bir muhabbet de beslemiyor.

Daha önceleri “su”dan bahanelerle ağaç dikmediğini iddia eden vatandaşlarımız suyun gelmesiyle birlikte öyle çokta dörtnala kalktıklarını söylemek mümkün değil.

Evet, son yıllarda ilimizde bir ağaç seferberliği başlatıldı, lokal de olsa bazı yerlere ağaçlar dikildi, yalnız büyük Urfa coğrafyasında ancak denizde katre misali kaldı ve kalmaya da devam ediyor.

Oysa ilimizde ağaçlandırma seferberliği hız kesmemeli, bilakis tam hız devam etmelidir.

Suyla ilk tanışan Harran bölgesi insanının ağaca bakışını çok iyi biliyorum ve bu meyanda sizlere bir örnek vermek istiyorum.

Bundan yaklaşık 25 yıl önce Harran’da memurluk yaparken kaymakamlık oluruyla, öğretmen yetersizliğinden dolayı oradaki ortaokula da dışardan derslere giriyordum. Öğrencilerle okulun bahçesine ağaç dikiyorduk, öğrenciler can suyunu ise 100 metre uzaktan kovalarla taşımak zorunda kalıyorlardı, daha üç beş ağaç dikilmeden, kaytarmaya başlıyorlardı. Bu işe gönülsüz olduklarını, suya gidenin geri gelmediğini görünce, bir iki öğrenciye:

Niye böyle davranıyorsunuz?

 “Örtmenim biz akacidiksek’de, dikmesek’te ağaç zatan kuriyacek, niye yorulelım su getirelim…”

“Niye kuruyacak ki” dedim:

“Su yoğtır örtmenim ondan…”

İşte daha o zamanlar bölge insanımızın, çocuklarımızın ve ailelerinin ağaca bakışını anlamış ama sebebini yine de suya bağlamıştım.

Mesele ağaç olunca geçenlerde Orman Bölge Müdürlüğünde bir mühendis arkadaş şöyle demişti:

“Ben de Urfalıyım amma Urfa’mız kadar ağaç düşmanı bir yerin olduğunu/olacağını sanmıyorum” dedi.

Niye dedim?

“Geçenlerde tünelin giriş ağzına yakın bir yerde, hazineye ait bir yer vardı, (tabi ağaçlandırmaya müsait bir yerdi burası) Orman Bölge olarak ağaçlandıralım dedik köylüler bırakmadı, gelip engel oldular.

Dinlemeyip ağaç diksek bile ağacı iflah etmiyorlar, davarlarını bırakıp telef ediyorlar.

Koyun güden çocuklar çobanlar, ağacı çekip sopa olarak kullanıyorlar, yani sizin anlayacağınız bize destek olma yerine, bilakis köstek oluyorlar.

Tabi bu örneklerin onlarcasını vermek mümkün” dedi

Hani ağaç dikmemenizin sebebi suyun yokluğuydu?

Hani su olsa her tarafı yeşillendiririz diyordunuz?

Yoksa devletin hazinesi, sizin hazineniz mi oluyor da engel çıkartıyorsunuz?

Evinizin, bahçenizin tarlanızın içersinde gürül gürül Fırat akıyor,

Neden yere kuru bir çubuk dikmiyorsunuz,

Sonrada onun nasılda Allah’ın izniyle dirilip yeşil bir hal aldığını seyretmiyorsunuz?

Hani dininiz/ dinimiz:

“Kıyametin koptuğunu görsen bile, elinde bir fidan varsa onu dik” diyor,

Neden dinin işine gelen kısımların uyguluyor?

İşine gelmeyenlerini uygulamıyorsun hemşerim?

Bu iklim, bu coğrafya, bu şartlar, yoksa bu şehir güzellikleri hak etmiyor mu?

Bizler zaten sıcak iklimin insanlarıyız.

Özellikle de Temmuz ve Ağustos aylarında, sıcaklık bu şehirde tavan yapıyor.

Hepiniz de biliyorsunuz yaşıyorsunuz.

Bu coğrafyanın en sıcak iklimine ve sıcaklık ölçümüne sahip bir memleketiz.

Bari kurda, kuşa, insana fayda olma adına, serinleme adına ağaç dikerek, etrafımızı yeşillendirelim, iklimimizi bu sayede birkaç derece serinletelim olmaz mı arkadaşlarım.

Kardeşin, kardeşe düşman olduğu bu coğrafyada, ağaca olan düşmanlığınızı tabi ki anlıyorum, ama gelin bu düşmanlığı yok edelim.

Bu önyargıyı kökten yıkalım.

Öyle kardeşcesine el ele verelim, bu uçsuz bucaksız Harran Ovasını ve daha birçok ovamızı tekrardan yeşertelim.

Artık acımızı ve sancımız yerine, dikili ağaçlarımız olsun.

Gelin barış ve kardeşlik adına işe ağacı ve kuşu sevmekten başlayalım.

Bunları seversek belki insanı sevmeyi öğreniriz, birbirimizi sevmeyi öğreniriz.

Olmaz mı?

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.