“Bilginler Avrupa’ya gitti hamallar Urfa’ya kaldı”

Şanlıurfa İnsani Yardım Platformu Başkanı Osman Gerem, Avrupa’nın teknik bilgiye sahip olan mültecileri götürdüğünü, burada kalanların ise vasıfsız olduğunu belirterek, “Daha önce Avrupa geldi, teknik saha araştırması yaptı. Teknik bilgiye sahip olan bütün beyin gücünü aldı, götürdü. Bize ise vasıfsızlar kaldı, hamallık yapacaklar kaldı” dedi.

“Bilginler Avrupa’ya gitti hamallar Urfa’ya kaldı”
banner38

Şanlıurfa’da Uluslar arası Göç Zirvesi yapıldı. Resmi kurum yetkilileri, sivil toplum kuruluşları ve yurtdışından gelen misafirler 4 gün boyunca mültecileri ve göçü konuştu. Konuşmaların odağında ise Şanlıurfa’daki mültecilerin durumu vardı. Çünkü Suriye’de 6 yıl önce patlak veren iş savaşla beraber Şanlıurfa’ya yüz binlerce mülteci geldi. Bunların büyük bölümü Şanlıurfa’yı geçiş güzergahı olarak kullanırken, bir kısmı da asıl yerleşeceği yeri belirleyene ve ayarlayana kadar geçici olarak kaldıktan sonra çekip gitti. Şuanda Şanlıurfa’daki mülteci sayısının çadır kentlerdekilerle beraber 600 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. 6 yıl önce ilk 600 kişilik mülteci grubunun karşılanmasından bu yana bu konulara hakim ve tanık olan bir isim vardı zirvede. Şanlıurfa İnsani Yardım Platformu Başkanı Osman GeremAjans Urfa olarak Osman Gerem ile kent genelindeki Suriyelilerin durumunu, platform tarafından sınır ötesine yapılan yardımları, STK’ların gözü ile Göç Zirvesini ve Suriyelilerin istihdamı gibi konuları konuştuk. İşte o röportajın tamamı…

 

Sizi tanıyarak başlarsak…

Şu anda Şanlıurfa İnsani Yardım Platformu Başkanlığı’nı yapmaktayım. Asıl işim ticaretle uğraşıyorum. Bu hayır ve yardım işlerine 25 sene önce başladım.

 

Yaptığınız yardımlar ile sık sık gündeme geldiniz. Yaptığınız yardımlar hakkında bilgi verir misiniz?

Önce biz kendi vatandaşlarımızdan yetim, sakat, ihtiyacı olanlara yardım ulaştırıyorduk. Son 6 senede de Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle hem kendi ülkelerinde hem de bizim ülkemizde muhacir durumuna düşen Suriyeli kardeşlerimize biz insani yardım ulaştırıyoruz. Platformumuz bünyesinde 60 tane sivil toplum kuruluşu bulunuyor.

 

Suriyeli sığınmacılara ilk yardımınızı hatırlıyor musunuz?

İlk bu çalışmaları yaparken Akçakale ilçemize 600 kişi gelmişti. Yaz mevsimi ve Eylül ayı olduğu için sokaklarda kalıyor dediler. Biz arkadaşlarımızla gittik, baktık. Kendi kendimize dedik ki ne yapabiliriz? Şimdi bize 600 kişi denilince büyük bir rakam geldi. 600 kişiyi nasıl barındıracağız, ne yapacağız? Oradaki 600 kişiye dedik ki,  Şanlıurfa’ya gelin orada size daha çok imkân sağlarız. Yardımları daha seri bir şekilde ulaştırmış oluruz, ‘yok zaten birkaç gün sonra savaş bitecek, biz de ülkemize döneceğiz’ dediler. O umutla Akçakale’de bekliyorlardı. Urfa onlar için zor, uzun bir mesafe sayılıyordu. Şimdi o birkaç gün, birkaç yıl oldu, savaş bitmedi. Ne zaman biteceği de meçhul, bu 600 kişiyi nasıl barındıralım, besleyelim derdindeyken; şimdi bu sayı 600 bine ulaştı.

 

Peki, sayı 600 bine ulaştığında yardımlar konusunda nasıl bir yol haritası çizdiniz. Aynı zamanda hem sınır ötesi hem de Şanlıurfa ili sınırları içerisinde ne kadar yardım yaptınız?

Şanlıurfa Valiliği’nin bürokratik desteği, o zaman belediye başkanımız Ahmet Eşref Fakıbaba’nın da desteğiyle birkaç toplantı yaptık. O zaman valimiz Celalettin Güvenç’ti. Sınır ötesine yardım gönderelim, kendi ülkesinde muhacir olan insanlara yardım gönderelim, orada kalsın buralara gelmesin. Göçü önleme amacımızdı. Öyle bir çalışma başlattık. Tabi süreç uzadı, oradaki insanların göçü hızlandı, insanlar bu seferde ilimiz sınırları ve Türkiye içine dağılmaya başladı. Bu seferde buraya gelenlere yardım etmeye başladık. Şu ana kadar sınır ötesine 273 tır, 16 bölgeye yardım gönderildi, dağıtımı takip ediyoruz. Yine bunun yanında Şanlıurfa ili sınırları içerisinde ilçe ve mahalleler olmak üzere bugün ki rakam itibariyle bin 8 tır yardım ulaştırdık. Tabi bu bin 8 tırın içerisinde tır bazında çünkü biz artık parça bazında hesap tutamıyoruz. O kadar büyük rakamlar ortaya çıkıyor ki, battaniye, yatak, giyim, ayakkabı, çocuk maması, çocuk bezi, hasta, bezi, tekerlekli sandalye, akülü araç bunun yanında bir insana ihtiyaç ne varsa hepsini sudan unundan tutun da her şeyi göndermeye gayret ettik. Özellikle biz ilk savaşın başladığı yıllarda oradakilerin bizden bir talebi oldu. Dediler bize helva gönderin. O zaman Adil Saraç hocam dedi ki, niye bu talep? Yani helva bize biraz lüks geldi. Dediler ki, bizim ne yemek yapacak kabımız var ne de zamanımız var. Dediler biz bu helvayı ekmek arası katık olarak kullanıyoruz. Bizde tırlarla helvalar gönderdik. Özellikle Suriye hem komşumuz, dindaşımız, ırktaşımız yani bir elmanın iki yarısı gibiyiz. Bir amcaoğlumuz burada diğer ise orada bulunuyor. İlk sığınacakları, ilk gelecekleri il tabiatıyla Urfa’dır. Onun için ilk uğradıkları yer burasıdır.

 

Daha önceki toplantılarda ve basın açıklamalarında Suriyeli gençlerin istihdam edilmesini ve başıboş dolaştığı zaman toplumda birer tehlike potansiyeli taşıdığını ifade etmiştiniz. Bu yaptığınız çıkışı biraz daha açacak olursak?

Buraya gelen kardeşlerimiz ilk başta akrabalarının yanında kalıyordu. Bir iki gün, ay derken daha sonra bu insanlar ev tutmaya başladı. Gecekondu evlerde üç ailenin kaldığı yerler var. Her biri bir odada kalıyor, kirayı paylaşıyorlar. Bunun yanında Urfa’da kalanlar Suriye’nin en fakir kesimidir. Zengin olanlar maddi durumu olanlar ise Kayseri, İstanbul, Bursa, Ankara, Gaziantep gibi yerlerde gidiyorlar. Urfa’da yardıma muhtaç olanlar, maddi durumu kötü olan Suriyeliler kalıyor. Başka yere gidecek mecali olamayanlar kalıyor. Ondan dolayı işimiz biraz daha zor, çok sayıda çalışabilir genç var. Bizim bu gençlere yardımcı olmamız lazım, önünü açmamız gerekir. Gençlerin kendi kendilerine gidip iş bulması biraz zordur. Bizim sunduğumuz bütün raporlarda özellikle şunu söylüyorum. Şanlıurfa’da 70 bine yakın başıboş dolaşan genç var ve o önümüzde dağ gibi duruyor. Tehlike arz ediyor ve bu her gün büyüyor, her gün gençler ekleniyor. Bu gençlerin toplumla adaptasyonunu sağlamak için, sokaktan elini ayağını çektirmek için, zararlı alışkanlıklara düşmemeleri için mutlaka meslek edindirme kursları adı altında bir araya getirmek gerekiyor.

 

Bu bahsettiğiniz meslek edindirme kursları ile ilgili gerek valilik olsun gerek belediye olsun bu tür kurumlarla görüşüyor musunuz, herhangi bir bilgi veya rapor sunuyor musunuz?

Hepsiyle görüşüyoruz, gerekli yerlere raporları sunuyoruz. Bu yapılacak, başladı. Gaziantep’te başladı. Özellikle Konya Büyükşehir Belediyesi 5 bin kişilik kapasiteli meslek edindirme kursları açtı. Çok güzel bir gelişme, biz seviniyoruz, takdir ediyoruz. Bu gençleri meslek sahibi edindirdikten sonra biliyorsunuz Urfa’da iş imkânı yok. Sanayimiz var ama kapasitesi az, özellikle bu gençleri arz-talep doğrultusunda eğitmek gerekir. Tabi bu sivil toplum kuruluşlarının yapacağı bir iş değildir. Bunu özellikle Sivil toplum kuruluşlarının teşvikiyle hükümetin bir programı dâhilinde yapılması gerekiyor. Örneğin Kayseri’de sanayi gelişmiş, Denizli’de gelişmiş. Buna benzer illerin Ticaret ve Sanayi Odaları ile görüşmek suretiyle hem oradaki iş adamlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak hem de buradaki bu başıboş dolaşan insanların, gençlerin iş güç sahibi olması için, o gençliğin heyecanını, enerjisini ekonomiye sarf etmesi için çalışmak gerekir. Ekonomiye katma değer sağlamaları gerekir. Biz bu insanları ne zamana kadar besleyeceğiz? Onun için bu çalışmanın mutlaka yapılması gerekiyor. Ben bu konunun çok üzerinde duruyorum ve her platformda da dile getiriyorum. Geçen bey vali burayı ziyaret ederken de ben dile getirdim. Vali Beye rapor halinde de sundum. Onlarda bu işin mutlaka olmasına inanıyorlar. Özellikle üniversiteyle bu işin yapılması için görüşmeler yapıldı. Önümüzdeki günlerde de rektör böyle bu konuyu tekrar konuşacağız.

 

Bu gençlerin başıboş dolaşmasının topluma tehlikeli olabileceğini söylediniz. Peki size bu konuda şikayet geliyor mu veya yardımlarınıza tepki gösteren oluyor mu?

Bizim bir kültürümüz var, yaşayış şeklimiz var. Şimdi gençler biraz çarşı pazarda dolaşırken, son zamanlarda bize gelen şikâyetler şu şekildedir. İşte kaldırımları işgal ederek yürüyorlar. Yüksek sesle konuşuyorlar. Saçıdır, giyinişidir biraz toplumu rahatsız edici olaylar oluyor. Çünkü siz bu gençlere şunu diyemezsiniz, niye dolaşıyorsunuz? Evde oturup oturup sıkılıyorlar, sonra parka ve çarşıya çıkıyorlar. Bu gençlerin mutlaka hem topluma disiplinize edilmesi lazım hem de bu insanlar para kazansın. Yarından umudu olmayan insan karamsar düşünür. Karamsar düşünen bir toplumda huzur beklemek mümkün değildir, huzur sağlamak mümkün değildir. Artık uzun vadeli projeler düşünmemiz gerekiyor. Zaten bunlar bir yere gittiğinde birbirlerini çekiyorlar. Biz bunları yönlendirdiğimiz zaman organize olur gider çalışırlar. Çalışmak, para kazanmak istiyorlar, bizim de onlara yardımcı olmamız gerekiyor. Daha önce Avrupa geldi, teknik saha araştırması yaptılar. Teknik bilgiye sahip olan bütün beyin gücünü aldı, götürdü. Bize ise vasıfsızlar kaldı, hamallık yapacaklar kaldı. Bunları bizim değerlendirmemiz lazım. Onlara yol göstermemiz, teşvik etmemiz lazım.

 

Yerel halk her sezon belli aylarda mevsimlik işe gidiyor. Ama Suriyeliler daha ucuz çalışmaya başlayınca yerel halk mevsimlik işe gidemez oldu. Bu konuda Suriyelileri bilinçlendiriyor musunuz?

O konuda bizim çok yapabileceğimiz bir şey yok. Bu bir vicdan işidir. Biz ensarız diyoruz, muhacir kardeşlerimiz yerini, yurdunu, vatanını bırakarak bize sığındılar. Bizim merhametimize sığındılar. Biz çalıştırırken yarı ücret ödüyorsak, ev kiralarken iki kat fiyat söylüyorsak biraz ensarlığımızı sorgulamamız gerekiyor. Ensarlığın neresindeyiz sorgulamamız gerekiyor. Zalimler sadece Suriye’de yok ki, dünyanın her yerinde var. Zulüm yapmak sadece bir insanın başına bomba yağdırmak değildir. Vatanına, iline sığınan bir insana iki kat kira veriyorsan bu da bir zulümdür. Çalıştırırken yarı fiyat veriyorsan, dinimiz ne diyor alın teri kurumadan hakkını ver. Hak derken yarı fiyat ücret demiyor, hakkı olanı ver. Üç adam yerine iki adam çalıştır adam gibi hakkını ver. Hatta fazlasını da ver, sadaka say, tabi birazda kendi kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Biz dünyayı, Avrupa’yı eleştirirken kendi kendimizi de gözden geçirmemiz gerekiyor. Biz İslami ve insani olarak her zaman mazlumun yanında olduk, olmaya da devam ediyoruz. Ama arzumuz, temennimiz odur ki bu gibi şeyler de yaşanmasın. Normal şartlarda adamın evi 300 lira ederken adam 600 lira fiyat istiyor. Fırsatçılıktır, fırsatçılıkta dinimizde makbul görülmeyen bir harekettir. Biz insanlara merhamet edeceğiz ki Allah’ta bize merhamet etsin. Yarın veya öbür gün bu olayların bizim başımıza gelmeyeceğini kim garanti edebilir? Bakın ülkemiz bir 15 Temmuz süreci yaşadı, gitti gidecekti. Biz Suriye’den daha beter olacaktık. Yarının garantisi yok. Onun için acımamız lazım, merhamet etmemiz lazım. Özellikle çocuklar, gençler yarın ülkesine döndüğünde burada ne muamele gördüyse bizi onunla değerlendirecek, Türkiye’yi onunla değerlendirecek. Buradaki insanlar ekmeğini paylaşmışsa yarın öbür gün oda ekmeğini paylaşacak. Ama hor görülmüşse, hakaret uğratılmışsa, hakkı katledilmişse ülkesine gittikten sonra da Türkiye’ye iyi gözle bakmayacak.

 

Göç zirvesindeki izlenimleriniz neler, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin Antep’te konut fiyatlarının artmasının toplumda çatışmaya neden olduğunu ifade etmişti. Antep’te olduğu gibi kiralar ne düzeyde arttı ve kültürel çatışma yaşanıyor mu?

Göç zirvesi Urfa için faydalı oldu. Bu gibi toplantılar daha önce Ankara gibi şehirlerde yapılıyordu en son Gaziantep’te yapıldı. Şanlıurfa sadece Türkiye’nin en çok sığınmacı olan şehir değil Dünya’nın en çok sığınmacı kabul edilen şehir konumundadır. Bu gibi toplandılar arazide yerinde bire bir olması gerekir çünkü gözün gördüğünü daha çabuk ediyoruz. Sadece rakamlarla sunumlarla bu iş olmuyor. Bizzat araziye inip orda olanları görmek daha faydalı olacak öyle inanıyorum. Bu toplantıya katılanlar dönerken Şanlıurfa için ne yapalım derdine düşecekler. Şanlıurfa bu konuda dünyaya örnek bir şehir konumunda, bir şehre 600 bin civarında mülteci kabul ediliyorsa mutlaka bir takım sorunlar çıkacaktır. Kiraların iki katına çıkması, mültecilere emeğinin yarısının verilmesi gibi sorunlar meydana geliyor. Dünyada 60 milyon mültecinin yüzde 15’i daha çok zengin ülkelere, geri kalanı da fakir olan ülkelere mecburi gitmek zorunda kalıyor. Bu da demek oluyor ki fakirler zenginlerden daha cömert. Zenginler göçmenleri kabul etmiyor, buna Avrupa ülkelerinde de şahit olduk. Avrupa ülkeleri bu konuda gerçekten cimri davranıyorlar. Bunun için özellikle büyük yük fakir olan ülkelerin sırtında. Göçmenlerin en fakirleri Şanlıurfa’da kalmak zorunda. Burada kalan göçmenlerin sorunlarını mümkün oldukça insanlara yansıtmamaya çalışıyoruz. Bunun birçok nedeni var. Sorunlar insanlara yansıtıldığı zaman göçmenler için toplanan yardımlar da kısıtlanıyor. Suriyelilerin az yaşadığı şehirlerde daha çok yardım toplaya biliyoruz. Aslında bizim görevimiz onlarınkinden daha zor. Onlar imtihanlarını mecburiyetten veriyor ama bizimki öyle değil. Biz ev sahipliğini kendi gönül rızamızla yapıyoruz. Onun için biz ebediyette bu insanlara ne yaptık diye hesaba çekileceğiz. Evinde iki battaniyesi olup ta birini verenle, kira için evine iki kat fiyat isteyen bir olmayacak elbette. Evine iki kat fiyat isteyip bu işi fırsata çevirdim demesin aldığı parayla fayda görmez. Bize düşen insanlığımızın ve İslamlığımızın gereğini yapmaktır.

 

Suriyeliler için kış aylarının kötü geçmemesi adına ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Kış aylarında insanların ihtiyaçları iki katına çıkıyor. Barınma, ısınma, giyecek, yiyecek gibi birçok ihtiyaçları oluyor. Şimdi öncelikle kışlık giysilere ihtiyaç var. Bunun için zaman zaman şehir dışına çıkıp kışlık giysi yardımı topluyoruz. Şehir dışına çıktığımızda oradaki belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları ve iş adamlarıyla toplantılar yapıp Şanlıurfa’daki mülteciler için yardım talep ediyoruz. Halkımız üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptı ama sadece halkımızın altında kalkabileceği yük değil. Bu yükü Türkiye ve Dünya ile paylaşıp el birliğiyle bu yükün altıdan kalkmamız lazım. Bizim yardımlarımız ayni yardım olduğu için maliyet hesabını tutamıyoruz. Geçen günlerde yaklaşık 15 bin temizlik seti dağıttık misafirlerimize bunun yanında yatak, yorgan, battaniye gibi yardımlarımız da sürüyor. Yardımlarımız sadece Suriye’den gelen mültecilerle sınırlı kalmıyor Güneydoğu’da terör mağduru ailelere de yardımlarımız sürüyor. 15 Temmuz paralel işgal girişiminden sonra yardımların sayısında düşüş meydana geldi. Bazı insanlar tedirgin olup yardım etmemeye başladı, bazıları için de 15 Temmuz bahane oldu. Daha önce yardımda bulunan insanlar diyorlar ki, daha önce farklı derneklere yardımda bulundum zarar gördüm, bu derneğe de yardım etsem zarar görmeyeceğim garanti mi? Bunun gibi söyleyenlere darbe girişimi bahane oldu. Bu yardımların azalması sadece kişiler bazında devam ediyor kurumlar bazında bir sıkıntı bulunmuyor. Suriyeli insanlara artık balık yedirmekten çok, balık tutmayı öğretmemiz lazım. Bunun için meslek edindirme kursları açmamız lazım. İnsan para kazanırsa mutlu olur, huzurlu olur bununla birlikte topluma da bu yansır. Bizim öncelikle derdimiz bu insanların aç kalmaması. Bir büyüğümüzün dediği gibi ‘kuşun karnı aç olmasaydı tuzağa düşer miydi?’ kuş aç iken tuzağa düşüyorsa insan aç iken neden tuzağa düşmesin. İnsan aç iken hırsızlık, dilencilik ve kötü alışkanlıklar edinir bunları önlemek istiyoruz, kendi şehrimizdeki huzursuzluğu önlemek istiyoruz. Bunun için valilik, belediyeler, STK’lar, kamu kuruluşları ve Şanlıurfa’nın her kesiminden insanlarla birlikte hareket ediyoruz yaptığımız bu iş kolay bir iş değil. Şanlıurfa’da sivil toplum kuruluşları platformu olduğu için bütün yükü onlar kaldırıyor diğer kurumlara pek iş kalmıyor. 

Özel Röportaj: Ahmet CAN

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2016, 11:02
SIRADAKİ HABER

banner14

banner15